Son Yazılar

Aktaş Alevi İnanç Merkezlerini Erdoğan' a sordu

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA        Alevi inanç merkezleriyle ilgili aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından Anayasanın ...

Devamını oku...

Aktaş, 1993 Lice olaylarının zaman aşımını Meclise taşıdı

1993 yılında Lice ilçesinde yaşanan olaylarla ilgili zaman aşımına az bir süre kala açılan dava geçtiğimiz gün yargılamanın durdurulması kararıyla ...

Devamını oku...

Aktaş Van' daki Taş Ocaklarını sordu

Van ilimizde faaliyette bulunan Taş Ocaklarıyla ilgili Van Milletvekilimiz KEMAL AKTAŞ' ın Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ' ın ...

Devamını oku...

Aktaş İŞ-KUR bünyesindeki işçilerin işten çıkarılmalarını meclise taşıdı

Van ilimizdeki depremden sonra mağdur kişilerden oluşan 7200 kişi İŞ-KUR bünyesinde işe alınmışlardı. Dün itibarıyla bu işçilerin işlerine son verildiği ...

Devamını oku...

Aktaş vatandaşların demokratik haklarını kullanırken karşılaştıkları zorlukları Meclise taşıdı

Van Milletvekili Kemal AKTAŞ' ın vatandaşların toplantı ve gösteri hakkını kullanırken karşılaştıkları zorluklarla ilgili Başbakanın cevaplaması istemiyle TBMM başkanlığına vermişi olduğu ...

Devamını oku...

Van'lı depremzedelerin sorunlarıyla ilgili Basına ve Kamuoyuna

BASINA VE KAMUOYUNA 23 Ekim 2011 ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde meydana gelen depremler Van ilimizde büyük acılara sebep olmuştur. ...

Devamını oku...

HDP'li vekiller hasta tutsaklar dramı için vicdan çağrısı yaptı

Aylardır yaptıkları çalışmalarla hasta tutukluların dramına dikkat çekmeye çalışan HDP'li milletvekilleri, kamuoyuna "vicdan ve duyarlılık" çağrısı yaptı. Vekiller, AKP ve ...

Devamını oku...

‘Eylül direnişi, 14 Temmuz direniş ruhunun ispatıdır’

15-07-14-diyarbakir-cezaevi-kemal-aktas

PKK’nin öncü kadroları tarafından 12 Eylül faşizminin inkar ve imha uygulamalarına karşı 14 Temmuz 1982′de Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde sergilenen ölüm orucu direnişine aynı cezaevinde olmasıyla tanık olan Kürt siyasetçi Van Bağımsız Milletvekili Kemal Aktaş, aradan 30 geçen tarihi direnişin ardından yine aynı cezaevinde Kürt halkına karşı başlatılan topyekun inkar ve imha politikalarına karşı PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar tarafından 12 Eylül 2012′de yapılan büyük açlık grevi benzerliğine dikkat çekerek, cezaevindeki koşulların değiştiğini ancak zihniyetin değişmediğini söyledi. 

Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin tarihinde önemli bir yeri olan cezaevlerindeki direnişler, yine Kürt halkının tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu tarihi direnişlere tanık olan ve Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yer almasından ötürü yaşamının büyük bir bölümünü cezaevinde geçiren Kürt siyasetçi Van Bağımsız Milletvekili Kemal Aktaş, 27 yıl boyunca tutuklu kaldığı süre boyunca farklı dönemlerdeki cezaevi direnişlerinin de canlı bir tanığı. 7 yıl Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde kaldıktan sonra 87 yılında Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde sürgün edilen Aktaş, kamuoyunda “Mavi ring” ve “Kanlı sürgün” olarak bilinen Aydın E Tipi Kapalı Cezaevi’ne Temmuz sıcaklığında küçük bir ring aracı içerisine sıkıştırılarak Eskişehir’den Aydın Cezaevi’ne sürgün edilirken, saatlerce süren sürgünde nefessiz kalarak yaşamını yitiren Mehmet Yalçınkaya ve Hüseyin Eroğlu’nun içerisinde bulunduğu grupta da yer alıyordu. Aktaş, 9,5 yıl Aydın Cezaevi’nde kaldıktan sonra 2002′de son sürgün durağı olan Konya Cezaevi’nden tahliye edildi. Tahliye olduktan sonra demokratik siyasetle uğraşmaya başlayan Aktaş, Demokratik Toplum Hareketi’nin kuruculuğunu, Demokratik Toplum Partisi’nde ise eş başkan yardımcılığı ve parti meclis üyesi olarak görev yaptı. 14 Nisan 2009 KCK adı altında Kürt halkına karşı başlatılan sindirme politikalarının sonucu yapılan operasyonda 52 siyasetçi ile birlikte tutuklanan Aktaş, kaldığı Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde 2011′de yapılan genel seçimlerden Van’dan 65 bin 500 seçmenin desteğini alarak bağımsız olarak milletvekili seçildi. Aktaş’ın ikinci cezaevi serüveni ise 2014 Ocak ayında son buldu. 

Şart ve koşulların değiştiği cezaevlerinde zihniyet aynı

Yaşamının büyük bir bölümünü cezaevlerinde geçiren Aktaş, yaklaşık 27 yıl boyunca kaldığı cezaevlerinde Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin tarihine damgasını vuran iki büyük direnişe tanıklık etti. 12 Eylül 1980 Askeri Cunta darbesiyle doldurulan Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde insanlık dışı işkencelere maruz kalan ve bu işkencelere karşı 14 Temmuz 1982′de PKK’nin öncü kadroları M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz öncülüğünde başlatılan tarihi ölüm orucu direnişinde aynı cezaevinde olan Aktaş, PKK ana davasında davasından tutuklu bulunuyordu. Aktaş, 14 Temmuz direnişiyle 12 Eylül faşizmine tüm hesaplarını yerle bir eden tarihi direnişe tanıklık ederken, bu direniş ise Kürt halkının kaderini değiştirdi. Uzun yıllar cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılan, ancak daha sonra aynı zihniyetin iz düşümleri tarafından yeniden tutuklanarak cezaevine konulan Aktaş, 12 Eylül 2012′de PKK ve PAJK’lı tutsaklar tarafından Kürt halkına karşı geliştirilen topyekun imha politikasına karşı süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girerek 68 gün açlık grevinde kalan büyük açlık grevine de tanıklık etti. Yıllar geçse de Türkiye ve Kürdistan’daki devlet kontrolündeki cezaevlerinde koşullar ve şartların değiştiğini söyleyen Aktaş, buna karşın zihniyetin ise değişmediğine dikkat çekti. 

’82 direnişi sayesinde Kürt halkının direngen ruhu bugünlere taşındı’

27 yıllık cezaevi serüveninde ilk tarihi direniş olan 14 Temmuz büyük ölüm orucuna tanıklık eden Aktaş, 32 yıl önce karanlık bir hücrede PKK’nin öncü ve fedai kadrolarının Kürdistan halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini geleceğe taşıdığını dile getirdi. Sistemin Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde tutsakların şahsında Kürt halkının ulusal demokratik ve meşru taleplerini boğmak ve bu halkın mücadelesini, ideolojisini, geleneklerini, kültürel birikimini ve tarihini yok etmek istediğini belirten Aktaş, ancak Mazlumların, Dörtlerin, 14 Temmuz direnişçilerin görkemli direnişi sayesinde Kürt halkının direngen ruhunu bugünlere kadar taşındığını söyledi. Karanlık bir ortam ve ölçüsüz koşullar içerisinde tutsakların çelikten bir iradeye sahip olduklarını dile getiren Aktaş, “Bütün hışmı ile üzerimize gelen faşizm vahşeti ile sömürgeci güçler, bu direniş ile bu halkın iradesini, bu halkın öncülerini, devrimcilerini, hareketin mücadele geleneğini yenemeyeceğini gördüler” diye aktardı.

’2012 direnişi, 14 Temmuz direniş ruhunun ispatıdır’

Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde önemli bir dönüm noktası olan 12 Eylül 2012′deki açlık grevine de tanıklık eden Aktaş, 32 yıl aradan sonra cezaevlerindeki koşulların değiştiğini, ancak egemen zihniyetin devam ettiğini dile getirdi. 14 Temmuz 1982′deki ölüm orucunun koşullarının bir vahşet olduğunu söyleyen Aktaş, o dönem 12 Eylül faşizminin Kürt halkına soykırımı reva gördüğünü ve bu yönde fermanlar verildiğini dile getirdi. “Kürt mücadelesi ile yaratılan gelenek, ruh, amaçlanan hedef, kilitlenen nokta hep aynıydı” sözleri ile 12 Eylül 2012′deki direniş ile 14 Temmuz 1982′deki direnişin birçok ortak noktasının olduğunu söyleyen Aktaş, 1982 koşullarında sürdürülen direnişin, insani olan taleplerin, savunma haklarının ve üzerlerinde vahşice uygulanan sınırsız, işkencelerin bitmesine yönelik olduğunu, 12 Eylül 2012′deki açlık grevinin ise hedefinin siyasal mücadelenin kazanımlarının korunmasına yönelik olduğunu anlattı. Aktaş, 2012 direnişinin temel bir özelliğinin de, 14 Temmuz’da Kemal ve Hayrilerin yarattığı direnişin ispatlanması olarak değerlendirilebileceğini belirtti. 

’1982′de Esat Oktay, 2012′de Erdoğan, ‘bunlar yiyorlar’ diyordu’

Kürt Özgürlük Mücadelesi tarihinde önemli bir yer tutan her iki direnişte egemen sistem zihniyetinin, söylem ve tarzının değişmediğini gördüklerini aktaran Aktaş, “Direniş süreçlerine baktığımızda aslında egemenlerin karakterlerinde bir şey değişmedi. 14 Temmuz 1982′deki direnişte de karalama iftira, eyleme, direniş ruhuna gölge düşürülmek isteniyordu, 12 Eylül 2012′de de bu zihniyet sürüyordu. 14 Temmuz direnişinde Esat Oktay Yıldıran cezaevi hoparlörlerinden ‘Grevdekiler yemek yiyor’ diye koğuşlarda anons yapıyordu. 12 Eylül 2012′deki büyük açlık grevinde ise, Erdoğan’da ‘Bunlar kuzu-ciğer yiyorlar’ diyordu” diyerek aradaki anlayışa dikkat çekti. Her iki direnişte de egemenlerin, eylemi karaladığını, aynı söylemlere başvurduğunu belirten Aktaş, söylemlere bakıldığında koşulların değiştiğini ancak zihniyetin değişmediğine dikkat çekti. 

‘Zindan cephesi kazanımların kalesi oldu’

Cezaevi cephesindeki tarihi direnişlerin Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde önemli bir kazanım kalesi olduğunu vurgulayan Aktaş, Kürdistan tarihini ve mücadelesini değerlendirirken, zindanları yok saymanın eksik ve yanılgılı bir yaklaşım olduğunu söyledi. 1982 ve 2012′deki cezaevi direnişlerinin kazanımları değerlendiren Aktaş, “1980 darbesi ile Türkiye ve Kürdistan’da muhaliflerin sindirildiği, PKK’nin yurt dışına çekildiği, herkesin umutsuz olduğu bir süreçte 14 Temmuz ölüm orucu direnişi yeniden umutları yeşerterek PKK’yi kitleselleştirdi. 12 Eylül 2012′deki büyük açlık grevi direnişi ise, çözüm ve diyalog sürecin başlamasında etkileyici ve belirleyici oldu” dedi. 

KAYNAK: DİHA

facebooktwittermailby feather

Aktaş Alevi İnanç Merkezlerini Erdoğan’ a sordu

Diyarbakırda-Alevi-İnanç-Buluşması-300x198

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

       Alevi inanç merkezleriyle ilgili aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından Anayasanın 98. iç tüzüğün 96.ve 99. maddeleri gereğince  yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

 

Van Milletvekili
Kemal AKTAŞ

 

Kapitalist modernitenin ulus devlet paradigmasına dayalı olarak kurulan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecinde Anadolu’da yaşayan farklı dini ve etnik topluluklar amansız bir asimilasyon ve inkâr ile karşı karşıya kalmışlardır.

Kuşkusuz bu politikanın mağdur ettiği gruplardan biri de alevi yurttaşlarımızdır. Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne 90 yıl geçmesine rağmen halende bu inanç mensubu yurttaşlarımızın mağduriyetleri devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasın da devletin laik bir niteliğe sahip olduğu ifade edilmesine rağmen;  kurulduğu günden bu güne hiçbir dönem laikliğe uygun bir politika izlemediğinin en açık kanıtı devletin alevi inanç merkezlerine yaklaşımıyla ortaya çıkmaktadır.

 Osmanlı döneminde Alevi inancına karşı sürdürülen politikalara Cumhuriyet döneminde de devam edilmiştir.1826 yılında alevi dergâhları kapatılarak inanç önderleri katliamdan geçirilip kalanlarda çeşitli yerlere sürgün edilmişlerdir. Cumhuriyet döneminde ise; 1925 yılında çıkarılan “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunuyla” öncelikle alevi inanç merkezleri kapatılmış ve dergâhlara el konulmuştur. Bu dergâhlardan en önemlisi kuşkusuz alevi inancının kalbi sayılan Hacı Bektaş Veli Dergâhıdır.  Dergâha girişler ücretlendirilmiş olup dergâha sonradan ilave edilen camiye girişler ise ücretsizdir. 1925 yılından 1958 yılına kadar dergâhta bulunan kıymetli eşyalara, el yazması kitaplarına el konularak adeta yağmalanmıştır.

Alevi yurttaşların dergâhın ibadete açılması yönündeki talepleri görmezden gelinmiş ve ancak 1964’ te dergâh “müze” statüsünde kültür bakanlığı gözetiminde ticarethane anlayışıyla işletilmek üzere hizmete açılmıştır.

Hükümetleriniz döneminde de alevi inanç merkezleri ve dergâhlarıyla ilgili herhangi bir yasal adım atılmamıştır.

Bu bağlamda:

1- 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunuyla kapatılan ve yasaklanan alevi dergâh ve inanç merkezi sayısı kaçtır? Bunların isimleri ve illere göre dağılımı ne şekildedir?

2- Dergâh ve inanç merkezlerinin el konulan mallarının envanterlerinde neler vardır? Bunlar nerelerde muhafaza edilmektedirler?

3- El konulan dergâh ve inanç merkezlerinden kaç tanesi müze statüsünde ücretli ziyarete açıktır? Bunların isimleri nelerdir? İnanç merkezlerine ücretli giriş yapılması laiklikle bağdaşıyor mu?

4- Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı demokratikleşme adımlarını attığınızı iddia etmenize rağmen hükümetleriniz döneminde de halen bu dergâh ve inanç merkezlerinin ibadete açılmamış olmasını nasıl izah etmektesiniz?

5- Hükümetleriniz döneminde Alevi yurttaşlarımızın talepleriyle ilgili atmış olduğunuz adımlar nelerdir? Bu taleplerle ilgili kaç adet yasal düzenleme yapılmıştır? Bunlar nelerdir?

6- Alevi yurttaşlarımızca kutsal kabul edilen dergâh ve inanç merkezleri ile Cem evlerinin yasal statüye kavuşturularak ibadete açılması yönünde bir çalışmanız var mıdır? Yoksa böyle bir çalışma başlatmayı düşünüyor musunuz?

7- Hükümetleriniz döneminde düzenlenen Alevi çalış taylarında vardığınız sonuç nedir? Bu sonuçların yasal karşılığı ne olmuştur? Olmamışsa nedeni nedir?

8- Başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere;  el konulan tüm alevi dergâh ve inanç merkezlerini Alevilere devretme yönünde bir adım atmayı düşünüyor musunuz?

facebooktwittermailby feather

Aktaş, 1993 Lice olaylarının zaman aşımını Meclise taşıdı

lice_olaylari

1993 yılında Lice ilçesinde yaşanan olaylarla ilgili zaman aşımına az bir süre kala açılan dava geçtiğimiz gün yargılamanın durdurulması kararıyla yargılamaya ara vermiştir. Konu ile ilgili Van Milletvekili Kemal Aktaş’ ın TBMM başkanlığına vermiş olduğu Meclis Araştırma Önergesi aşağıdaki gibidir:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Türkiye tarihinin en karanlık olaylarının yaşandığı 1993 yılında meydana gelen şüpheli ölüm ve olaylar ile Lice ilçesinde aynı yıllarda yaşanan olayların araştırılması ve sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla; Anayasanın 98’inci, içtüzüğün 104 ve 105 ‘ inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Kemal AKTAŞ
Van Milletvekili

GEREKÇE:

Bundan 21 yıl önce bu ülkenin karanlık hafızalarından biri olan Lice katliamı yapılmıştı. Tuğ. General Bahtiyar AYDIN şüpheli bir şekilde öldürülmüş, ardından Lice de katliam yapılmıştır.  17 insanımız hayatını kaybetmiş 100’lercesi yaralanmıştır.   401 ev, 287 iş yeri talan edildikten sonra yakılıp yıkılmış.  21 yıl önce yaşanan bu olayın günümüze kadar irdelenmemiş olması da Lice katliamının gerçekleşmesiyle paraleldir.  Bu katliamların hala adalet karşısına çıkarılamaması bizler için yeni katliamların habercisi niteliğindedir.  Hal böyle iken bu olay zaman aşımına uğratılmak istenmiştir. Yapılan insanlık dışı uygulamaların zaman aşımı kapsamına girmeyeceğiçünkü insanların hafızalarını ve vicdanlarının zaman ile silinmeyeceği bilinmektedir. Yaşanan vahşetin ancak gerçek bir hesaplaşma ve adalet ile vuku bulması sonrasında kamuoyu vicdanına bırakılabilir.

Adalet peşinde olan Lice’liler adli ve idari makamlara başvurarak olayın aydınlatılması, faillerin yargı önüne çıkarılması için 20 yıl süren amansız bir mücadele verdiler. Ancak ulusal yargı makamları başlatılan adli ve idari soruşturmayı zamanaşımına uğratmak için tozlu raflara bıraktı. Lice halkı yılmadı, hak ihlallerini AİHM’e taşıdı. Avrupa insan Hakları Mahkemesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hak ihlalinin en fazla olduğu yerin Lice olduğunu kararlarıyla hüküm altına aldı, tarihe not düştü.

 22.10.2013 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame katliamın zamanaşımına uğrayacağı gün Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Her ne kadar davanın sanıkları o dönem Diyarbakır İl Jandarma Komutan’ı olan Eşref HATİPOĞLU ve o dönem JİTEM tim komutanı olan Tünay YANARDAĞ olsa da aslında bu olayın devletin karanlık dehlizlerinde planlanmış, kasıtlı uygulamalar neticesi ile meydana geldiği aşikârdır.

Cumhuriyet tarihinin en karanlık yılı olarak adlandırılan 1993’te peş peşe şüpheli ölüm ve suikastlar yaşandı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü, Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağının düşmesi, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi, gazeteci Uğur Mumcu suikastı, Bingöl’de 33 erin öldürülmesi, Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden’in vurulması, Sivas, Cizre, Kulp, Şırnak, Lice katliamları birbirini izledi.

 Dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın ve 16 kişinin ölümüyle ilgili soruşturma zaman aşımına bir gün kala tamamlandı. Faili meçhul cinayetleri araştıran Savcı Osman Coşkun tarafından hazırlanan iddianamede, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında ağırlaştırılmış ömür boyu hapisle 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle Diyarbakır 8. Ağır ceza mahkemesinde açılan dava güvenlik gerekçesiyle önce Eskişehir’e ardında da İzmir’e alınmıştır.

13.06.2014 tarihinde görülen davanın ilk duruşmasında yargılamanın durdurulmasına karar verilmiştir. Kürt halkının demokratik taleplerinin şiddetle bastırılması konseptinin yürürlükte olduğu yıllarda yaşanan insanlık dışı eylemlerin en belirgin uygulamalarından biri olan Lice olaylarının araştırılarak aydınlatılması; Türkiye’nin demokratikleşmesi için oldukça önem arz etmektedir.

Kürt coğrafyasında işlenen onlarca cinayet ve insanlık dışı katliam davaları gibi Lice ilçesinde yaşanan olayların görüldüğü dosyanın da zamanaşımına uğratılma tehlikesi mevcuttur.

Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi yönünde ortaya çıkan iradenin sağlık bir yol alabilmesi ve bir dönemin insanlık dışı uygulamalarının açığa çıkarılması sürecin ilerleyebilmesi için hayati önem taşımaktadır.

Belirtilen gerekçelerle 1993 yılında Lice ilçesinde yaşanan olaylar ile aynı yıl içinde yaşanan benzer olay ve şüpheli tüm durumların araştırılarak açığa çıkarılması ve sorumlularının tespit edilmesi amacıyla Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.

facebooktwittermailby feather